Sezai KARAKOÇ Ziyareti
Edebiyat, Seyahat 3 Eylül, 2007Zafer IŞIK
Geçmiş (31.08.2006) gün Fatih Ekspres ile İstanbul’a vardım. Birkaç gün öncesinde Driliş Yayınları’nı arayıp üstâdı ziyaret etmek için randevu aldım. Buyurun gelin denilince heyecanlandım, velev ki nice âdemler tanımıştım. Ama bu başka bir dava, sadece bir üstad değil, şair-i âzam, devasa ve köklü bir akımın köşe taşı. Necip Fazıl’ın yontulmuş; Âkif Bey heyecanının bir adım öne götürülmüş ahvali. Diriliş neslinin babası…Perşembe günüydü, Cağaloğlu’ndaki mekânlarına gitmek üzere Kapalı Çarşı’nın boğucu, hiç bitmeyecekmiş gibi ve bir o kadar da yahudi dayanılmazlığına maruz kaldım. Nuruosmaniye Camii’nin avlusundan geçerken mimari, avludaki zemine yüzükoyun kapaklatıyor heybetiyle.
Kapıyı çaldım, iri cüsseli bir beyefendi karşıladı. “Ben Ankara’dan ziyarete gelmiştim” deyince buyur etti. Evden bozma yayınevinin dar koridorundan geçtikten sonra en fazla üç masa sığabilecek genişlikte bir odada son bulduk, iki masa var, odanın ve dairenin geri kalanı kitap yığını.
Tabi üzülmemek elde değil bu yokluğa. Ama akla Akif Bey gelince “eh bunlarda oluyor” diyorsunuz.
Ak saçlı, ak bıyıklı şair-i azam mermerden bir heykel gibi karşımda masada oturmuş, olması muhtemel bir rutin ziyareti savuşturmak için hazırlanıyordu.
Hoşgeldin faslından sonra.
Benim koca filozofa beslediğim sönük övgülerden sonra. Ben kendisine “söylenti var” ile başlayan cümlemi kurmadan kendisi açtı konuyu “Diriliş Partisi”
Daha önce var olan ama ülkede yeteri teşkilatlanma yapamadığı için iki seçim sonucunda kapatılan parti. Ekim’de yeniden kuracaklarını; başında da kendisinin olacağını, ama bu kez önceki gibi ağırdan değil hızlı yol alacaklarını söylediler. Programlarının birçoğu aynı kalmakla birlikte yeni maddelerde olacak. Partinin çalışma biçimini ve neyi hedeflediğini kısaca anlattı.
Diriliş davasını konuştuk. Anlattığı davayı demokrasi ile yapabilecek mi orasını bilemem, ama öyle çocuksu bir heyecan taşıyorki, hiçbir eksilme olmamış gibi gözlerindeki parıltıdan bu dava ateşi için.
İnsanı “bu muymuş” dedirtiyor üstad, hafif kırık Diyarbakır türkçe’si ile.
“Size gelmeden önce ‘gitme döver’ dediler” dedim. Bunun asılsız olduğunuz, zamanında belki birkaç kişiyi haddini bildirme babında kovmuşluğu olduğunu söyledi. “Bakın kapımız açık gelinebiliniyor, kimseyide kovmam” ile bitirdi.
Bunlar dışında birkaç isim hakkında görüşlerini aldık. Üstâdın camiadan uzak kalmış olması sebebi ile birtakım bilgilere birinci ağızdan değilde kulaktan kulağa biçiminde ulaştığı için yanlış anlaşılmalar da olmuş. Kulaktan kulağa söylenen bilgilerle bir şeyler anlatmaya çalışsada kendiside bu birkaç isim hakkındaki görüşlerinin yüzde yüz arkasında değil. Ama şu bir gerçekki, hocada “bunları ben yarattım, hepsi benden besleniyor” duruşu var ki, haklıdır, gerçek budur, ama böylesi bir duruş belkide kaçınılmaz oldu, zira yalnız bırakıldı, terkedildi.
Bozuklukları görüp de sessiz kalmak yakışmaz kimseye. Ölene kadar bunun için davası olması gerek, üstad’da bunun sorumluluğunun mücadelesini veriyor. 73 yaşında ak saçlı ak bıyıklı bir dede, görüyor ve sessiz kalmıyor, üzerinde sorumluluğun ağırlığını taşıyor, kaldı ki bu dava için üzerine düşen vazifeyi fazlasıyla yapmış olmasına rağmen.
Biz ne kadar bu ağırlığın farkındayız?

Sezai KARAKOÇ Ziyareti by www.israk.net is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License.
Son Yorumlar