“Allah’ım, benim gitmemi o kadar çok geciktirsin ki, gitmek zorunda bile kalsam giderken yolda öleyim ve bu toprakta kalayım. Gitmek nasip olmasın, buraya gömüleyim…”

hrantdink.jpg

(15 Eylül 1954 - 19 Ocak 2007)

Zafer IŞIK

Hrantımız’a da kıydılar! (Ermenice: Mer Hrantn al Mertsutsin!)

Bu demokrasiyi anlayamadık. Demokrasiyi bizatihi pislik kaynağı olan siyasetle özdeşik tuttuk. Çoktan seçmeli bir yaşam tarzı olarak sundular, birinden diğerine atlayışlar yaptık, mutlak biri olmalı, mutlak biri olursa onuda mutlak sonradan görmüşlüğün aşkı ile kemiğimize değin işlemeliyiz, ki nereye bakarsak bakalım sarıp sarmalanmış tabularımızdan başka birşey görmeyelim.

Bir davamız olması için başka davaları ezmemiz yahut zıtlaşmamız şart değil.

Daha iyi bir dünya mümkündür. Bu mümkünat ancak dogmalarından sıyrılıp evrensel ahlak prensiplerinin açığa çıkması ile gerçekleşebilecektir.

Hrant Dink beyefendi son derece kibar ve yumuşak mizaca sahip bir İNSAN’dı. Bizim de özlemle işrakını beklediğimiz “Irk Milliyetçiliği”nin yerine “Türkiye Milliyetçiliği”ni en güzel, en yürekten, en canlı canlı yaşayan bir Türkiye evladı idi.

Farklı davalarımız olabilir, ancak onun farklı olması bizim düşmanlarımızın çoğalması gerektiği anlamına gelmez. Bu farklılaşma bize ayrılığı değil zenginliği getirir. Osmanlı İmparatorluğu işte böyle zengin bir devletti. Yaşadığı topraklara ihanet etmediği sürece, ekmeğini yediği, suyunu içtiği, selam verdiği bakkalına, balık tuttuğu denizine yüz çevirmediği sürece neye inanırsa inansın. İnançları uğruna ölümü göze alan adam asildir, hakikat varacağımız yer değil; varacağımıza olan iman sadakatimizdir. Senin hakikatin sana benim hakikatim bana. “Leküm diynüküm ve liye din.” (Kâfirûn 6)

Biz farklılıklarımızla zengin bir medeniyet idik. Gayrimüslim vatandaşımızın çanı, mezarı, bakkalı, çakkalı bizim zorumuza gitmezdi. Şimdiyse gayrimüslimanı kollamak şöyle dursun kendi eşrefiyetimizi yitirmek üzereyiz.

Hrant beyefendiye Allah’tan RAHMET sevenlerine sabır talep ederim.

Ahir akıbet hayrolsun.