Sahaflar Şeyhi el-Hacc Muzaffer Özak’ın 1980 tarihinde sahaf dükkanında Hz. Mevlânâ ve diğer konular üzerine yaptığı sohbet:

SORU : Efendim, şimdi ben Mevlana’yı etüd etmek istiyorum. Ben yunan felsefesinin veyahut da buna ait milattan önce milattan sonraki kısımları biliyorum. Şimdi bu arada islam felsefesine dair hiç kitap bulamıyorum. Bu arada mesela Mevlana… Mevlana bizde büyük kişi düşünür olarak geçiyor. Mesela bir ingiliz aileye rastladım o müslüman olmuş, Mevlana’yı okumak suretiyle olmuş. Şimdi, ingilizi dininden değiştirecek bir (etkisi) var ama biz Mevlana’yı yalnız üç cümlesiyle beş cümlesiyle tanıyoruz, veya bize öyle tanıtıyorlar. Bunun derinliğinde bir Mevlana olmalı diye düşünüyorum, bilmiyorum tabii bu arada mesela öyle bir şey ki bir Sokrat’tan bir Aristo’dan bir Eflatun’a ait kaynaklar var, İbn Sina var ama bir devri böyle parça parça kişileri ele almış ama bir tarih olarak sıraya getirip koymamış. Ben eski Türkçe de biliyorum, eski kitaplara da gidemiyoruz, kendimizi bilmiyoruz, buradan oraya da varmak istiyorum, aslında biz neyiz, gücümüz kuvvetimiz nedir, e peki İstanbul’u fethetmişiz, bir üstünlüğümüz üstün kültürümüz, bilgimiz olmasa kolay kolay bir yerler fethedilmez. Avrupalara kadar gitmişiz. Peki biz onlan yeniyoruz, onların felsefeleri bilgileri bizden daha çok görünüyor. Bizimkiler de hiç ortada yok.

Cevap : Eski Türkçesi Felsefe-i Ula vardır. Sonra yeni İlm-i Kelam vardır. İzmirli İsmail Hakkı’nın onu okursanız içersinde bir takım İslam mezhepleri, İslam tarikatları, İslam inançlan, bütün İslam felsefesi ile alakadar, insana yol gösterecek bir kitapdır o. Yeni yazıyla basmışlar. Şimdi yeni İlm-i Kelam. Sonra Felsefe-i Mevlana diye bir Osmanlıca kitap var. Onun içersinde bazı havasa müteallik malumat var, içersinde esmalar hakkında, Esma-il Hüsna hakkında, sonra Mevlana’nın en büyük eseri Mesnevi’sidir. Mesnevi’yi okumak lazım. Mevlana’yı anlamak için. Kulaktan dolma bilgiyle olmaz. Çünki bendeniz bakıyorum bazı yerde Mevlana’yı bize Mevlana olarak bildirmiyorlar, Mevlana’yı Hz Peygamber’e hasım gibi gösteriyorlar. Halbu ki ben diyor: “Böyle düşünenlerden ben beriyim, Resül-ü Ekrem’in yolunda ben bir turab’ım” diyor Hz Mevlana. Bir defa bırak düşünürlüğünü filan, Hz. Mevlana bir Veliyullah’tır. Yani Hakk ile Hakk olanlardandır.Yani Şarab-ı Vahdeti içmiş bir zat-ı muhteremdir. Buradan kimse bunu alamıyor. Bir kelimesini alıyor. Mesala Bektaşi’nin Kur’an’ı tefsir ettiği gibi; Niye namaz kılmıyorsun erenler? Kur’anda namaz kılmayın Allah-u Teala diyor. Nerede? la tekrebu salete” EEE altım okusana “Hafız değilim ben” diyor. Yani bu kavilden oluyor. Şimdi Namaz şu değildir diyor, başım yere kıçını kaldırmak değildir diyor Mevlana. Şimdi biz bunu böyle alırsak İslama karşı bir şey çıkar bundan. Bunun manasını bilmezsek eğer. Halbuki Kur’an’dan söylüyor. Mesnevi Kur’an’ın tefsiridir, ama hikayeler koymuş, hikayelerle kompirme yapmış, fîkrini onunla zerk ediyor halka Hz Mevlana… Şimdi Kur’an’da da var, nedir o, ‘Fe veylül müsallin ellezine ve asanatüm in sahure” (Veyi olsun azab olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarında sehv ediyorlar, ve secdegahlarını bilmiyorlar) yani bu adam görürmüş gibi. Niye namaz kılıyorsun? Babam namaz kılıyordu da.. ben de kılıyorum. Böyle düşüncesiz, secde hakkında bilmeyen, kıblesini bilmeyen zevat hakkında söylüyor onu.Yoksa Hz. Mevlana hanefl mezhep, aym zamanda ibadet ve taatında zühdünde takvasında onun da fevkinde Tarikat-ı Aliye’de sembol olmuş Aşk’a Adab-ı Tarikat kaçdır? Dörttür:

Terk-i Edhem, Zühd’ü Cüneyd, İrfan-ı Beyazıdın, Aşk-ı Mevlana. Böyle olacak salikat. Adab yapmışlar; Yani Mevlana’nın durumunu Aşk’ta. Şimdi onu almış ortasında, bir yerinden, bir sofi zahidi. Sofi zahidi demek, sofi iki kısımdır: Bir kısım sofi müntesibtir safiyete müntesibtir, eshab sofi’ye müntesibtir. Sofist dediğimiz, kelimeyi öyle alalım biz, Bir sofi var oda dümbelek manasına yani sağını solunu bilmeyen bir adam. Kuru kuruya, işte namaz kılıyor oruç tutuyor filan, ama ne orucun manasını biliyor, ne namazın manasından haberdardır, ona sofi zahid derler, ya da sofi barid derler, (soğuk sofu demek) şimdi Mevlana’yı anlamak için evvel emirde Mevlana’nm Mesnevi’sini okumak lazım. Hangisini? Tahir-ül Mevlevi’ninkini alacaksınız. Yani Mevlana’nın meşrebine en yakın olan “Hz Tahir-ül Mevlevi’dir. O da Mesnevi’sini İsmail Ankaravi Hazretlerinden almış. Yani Osmanlıcanız olsa tavsiye edeceğim Mesnevi’nin Ankaravi’sini okuyasınız ama osmanlıcanız yok onun için Tahir-ül Mevlevi’nin kendisi Mevlevi şeyhidir. O dahi Ankaravi’yi almış, Ankaravi’den bu günkü lisana kelimata çevirmiş Ama uzun bir bahis Kaç cilt yapmış, 12 filan yapmış, Sarı Abdullah Efendi var, yalnız Mesnevi altı cilttir. Bunun birinci cildini beş cilt olarak istişare etmiş. Onun için şairliği mairliği, onun ikinci derecede, bir defa Hz Mevlana (Kadessallahu sırra) Allah’ın velilerinden bir veli. Yani dinde bir velayet makamı vardır yalnız Müslümana mahsus değildir bu, gayrı müslimler de Aziz diyorlar işte Aya sofya, Aya Aydon bilmem ne… Böyle bir aziz, Veli Hz. Mevlana ve ileri safta bulunanlardan bir tanesi. Ve Hakk ve Hakikati arayan Amerika ve Avrupa aydınlar’ın ekserisi Hz. Mevlana’nın kapısından İslam’a girebilirler, yahut; Muhiddin İbn-i Arabi Hazretlerinden. Çünkü Şeriat faslına girince bizim yek tahtadan bir hoca efendiye gelse bir adam? O ayrı dava, hidayet Cenab-ı Hakk’ın yeddi Kudretinde o ayrı. İslam’ı anlamak isteyen kimse İslam’ı sorduğu zatın alacağı söz o zata birdenbire gayet ağır ve sert geliyor, Kur’an da 1000 emir var 1000 nehiy var. 1000 tane emir var Allah yapın demiş, 1000 tane nehiy var Allah yapmayın demiş. Şimdi geliyor bir Hoca Efendiye “Efendi bana İslam’ı arz et’ Allah’ı tevhid edeceksin, beş vakit namaz kılacaksın, böyle kuru kuruya, sonra bir ay oruç tutcaksın, senede, malının kırkta birini fukaraya tevdi edeceksin, ömründe bir kere hac edeceksin, evvela bunu söylüyor, arkasında, namaz kılması için, kadınsa örtüneceksin şöyle yapacaksın böyle yapacaksın, birden bire bin emir birden yüklemeye çalışıyor onun üzerine, o adam bin emri görünce karşısındaki biz müslümanız, müslüman doğduk, biz dahi bin emrin hepsini yerine getiremiyoruz, bin nehiyden de kaçınamıyoruz. Böyle olduğu halde adam İslama talip oldu mu, alabildiğine yüklüyor üzerine talibin yükleyince adam bir ağırlıkla karşılaşıyor. Mesela bir yahudi geldi bana buraya, Gerçek Hadi Cenab-ı Haktır.ama batıda birçokları elimden Müslüman oldular. Geliyor bana mesela, namaza durduk, arkada kadın o da duruyor namaza başı açık kadın, benim arkamda, ben görüyorum onu, ben ona başın ört demedim kadın başı açık benimle beraber namazı kıldı. Şimdi orada bir sofi gördü, gitti. Bu adam kadın erkek hepsi beraber zikrediyorlar, kadın başını örtmeden namaza durdu, Hoca bunu menetmedi.Yahu daha kadın müslüman olmamış, başını ben niye ört diyeyim, alışmamış onun bir yaşayışı var. Bir cemiyeti var etrafı var, sen kalkıp ta onu Of sofusu yapamazsın ki. Konya sofusu hiç yapamazsın. Yavaş yavaş bu iş olucak. bunun hikmetini anlatacaksın niye, bu kadın niçin örtünecektir, niçin Allah buna örtünme emrini vermiş, Kadın iffetsizliğinden mi? yoksa kadını iffetsiz gözden korunmak için mi? En fazla sorulan sorular. Mesela”Dört kadın niye alıyorsunuz.?” gelenler ekseriya. Nerede o bolluk dedim bir tanesine bakamıyoruz kardeşim, dört tanesini nereden çıkarıyorsun. Bu bir emir değildir, bu bir müsadedir. İslam gazada müsaade ettiği için adamcağız evlenmiş, Şam’da faraza Grdu gitmiş İspanya’ya, o devirde. Erkek adam bekar duramaz, bekar duracak olsa mutlaka birinin iffetine ilişeçek o mutlaka, o kimse de ya birinin annesi, ya birinin kız kardeşi ya birisinin halası, teyzesi, kendisinin kine yapsa razı olmuyor başkasma razı olcak, şimdi nasıl oluyor? müsaade ediyor Allah, orada evlensin bakacak durumdaysa eğer, bunu müsaade ediyor ama bir emir değil bu, addediyor, yek tahtatadan. şimdi Baltimor diye bir yere gittik orada bana konferans için müsaade verdiler. İşte İslam’ın faziletinden, muhabbet’ten, Aşk’tan, bir defa halk dövüşten kavgadan, adam öldürmekten.vurmaktan istikrah etmiş, adamlar. İstiyorlar ki muhabbet ve aşkla, hatta Hak korkusunu bile muhabetle istiyor adam. Allah’tan korkulur mu diyor bana. korkulur ama onların kısımları vardır dedim, Yani sen bir kısmını söylüyorsun bana bu korkunun. Allah beni taş ederse? tamam cehenneme koyarsa bu korku da.başka. dünyada elimden mülkümü alırsa, ya gözümün nurunu söndürürse hepsi insanın basma gelen şeyler değilmi; Ha korku var, Allah beni sevmezse? bana kulum demezse. Şimdi bu yüksek mertebedeki korku. Bunu söyleyince adam duruyor, orada, anlattık konuşmuşduk, Türk çocuklardan gelmişler, hepsi burada bazı zahidlerden ders görmüşler, İslami bilgileri de var ama; zühd kısımlarını almışlar. Bana gelip ingilizce sorular soruyorlar, ben ingilizce bilmiyorum.

Beni tuşa getirmek istiyorlar, mugalatayla final, konuşmam bittikten bir müddet sonra orda, bir arkadaş bana dedi’ki efendim bunlar Türk çocukları dedi Sefer sen dedi onlarla konuşmadım, ee onlara, bana hitap etmedi ki ben onlarla konuşayım, Türkçe konuşayım onlara, ben dargınım onlara dedim, çünkü ben dedim Türkiye’den geldim, arkadaş vatanımdan geldin, sen bana vatan korkusu getirdin, memlektimin, milletimin sevgisini ilettin, seni görünce sende tecelli etti, demesi lazım gelirken, o bana ingilizce sorular soruyor ki ben çuvallayayım da cevap veremeyeyim mahcup olayım amerikalılann karşısında onu istiyor benden; dargınım ona, sonra çocuklarlan banşdık, tabii latife yapdım çocuklara sual edeyim diye, efendi dedi biz dedi fakülteyi bitirdik burda ihtisas görüyoruz dedi ve on sene oldu ihtisas görüyoruz ve müslümanız yani dini bilgi, ilmimiz de var dedi, fakat bir kişiyi müslüman edemedik, sen nasıl oldu da yirmidört kişiyi müslüman ettin bir seferde nasıl oluyor? Bu benim hafsalam bunu kabul etmedi dedi. Gördün gözünlen oğlum. Cenab-ı peygamber’e geliyor bir arabi; “ya Resullallah İslamı bana arz et” “Allah bir, peygamber hak, işte şu şu… Arabi giderken Peygamber diyor ki eshabına “şu zatı görüyor musunuz? Görüyoruz ya ResulIallah”Eğer sözünde sadık ise bu adam; ehl-i cennetten birisini görün” diyor kolaylaştı. îki rekat namaz da 12 bin mesail-ı fıkhiye vardır, 12 bin… İmam Mesud diyor ki 8 binini biliyorum 4 binini bilmiyorum. Demişler ki ona, Şeyh-ül İslam olmuşsun diyorsun, 8000 ini biliyorum 4000 binini bilmiyorum diyorsun, bilmediğin halde niye maaş alıyorsun? Deyince, Bildiklerimin karşılığını alıyorum, bilmediklerimin de karşılığını alsam devletin kasası yetişmez demiş. Şimdi mesele böyle. Ekseriye; İbn-i Arabi Hazretleri çok yumuşak davranmış, tolerans sahibi insan ve Avrupalının kafasına hitab etmiş. Avrupalı müspet inanç istiyor. Muhabbet istiyor, aşk istiyor, merhamet istiyor, şelkat istiyor. Gene antiparantez bir şey anlatâcağım:

Benim bir arkadaşım vardı, kitapçı, Mısır’daydı kendisi, kitapçı, bana kitap filan gönderirdi ordan uzun süreler iş yapdık, ticaret ettik beraber. Sonra bu Nasır idaresi gelince oradan kaçmak mecburiyeti oldu, ve kendisi ikinci Cihan harbinden evvel bir Avusturyalı kız ile evlenmiş sonra ondan çocuğu olmuş, haberi yok, harpte dağılmışlar, biri bir tarafa, biri bir tarafa gitmiş. Bir Mısırlı kız almış Mısırda. Avrupa’ya gittiği vakit tesadüfen ilk karısıyla karşılaşmışlar Avusturyalı vay vay sen hayatta mısın? Sarılmışlar öpüşmüşler, adam yaa, ben evlendim Mısır’da demiş.eee iyi etmişsin demiş, benim kaybımdan sonra yalnız duramazdın, makul avrupalı kısım için. Bu bir resim çıkarmış ne bu? Senin kızın, ben hırstiyanırn, senin kızmm isim Fatime koydum ve müslüman yetişdirdim ve Mısır hakkında da bir kitap yazdı kitabı da burada telif, şimdi bu resmi almış adam, Mısır’a gitmiş, Mısır’daki karısı sepeti karıştırmışımı bu kadın? demek avrupa’ya gittin terbiyesizlik yapmaya? demiş ki o benim kızım.. Kızımdır,değildir derken o bunu ihbar etmiş, karı kocalık münasebetiyle bazı sırlarını biliyor, Bu Farukçuydu, kralcıydı diyerek yaka paça don gömlek. Bizim arkadaş kaçtı Mısır’dan ve gitti Viyana’ya biz de ingiltere’ye giderken ona da uğradım gördüm. Kadıncağız Viyana’nın en büyük miman, demiş ki madem geldin buraya benim kocamsın işte sana bir arap kavesi açıyorum, bir iş yap boş dunna, yazlık yerimiz var, kışlık yerimiz var aldığım maaş budur fîlan, sonra buraya Türkiye’ye geldiler. Bir müddet kaldılar, bana geldi dedi ki: bu kız dedi herşeyi iyi de müslüman olmuyor dedi dert yanıyor bana, işte güsul abdesti aldırmaya kalksan saçını yıkamıyor başı bozulacak diye. Dedim Sami bey (Allalı Rahmet eylesin) sana bir soru soracağım, sen müslüman oldun mu ki o müslüman olsun dedim. Sen 5 vakit namaz kılıyor musun? Kılmıyorum .Af buyurun oruç tutyor musun? tutmuyorum, Mahlukata merhametin’ misin? Yok. Halka muhabbetin var mı? Yok. Çiçek yetiştirdin mi? Hayır. Hayvanlara bir hayır hasenatın var mı? Yok e niye müslüman olsun ki kadın sende bir şey görmedi ki. Eğer seni sevse, senin gittiğin yolu beğense senin gittiğin yola girmesi lazım. Şimdi dedim sana bir şey söyleyeceğim. Ben 30 seneden beri İstanbul gibi büyük camiilerde vaazı nasihat veriyorum, fahriyen filan yaptık bir şeyler, Şimdik sen benim dediğimi tut eğer kadın müslüman olmazsa gel kanm müslüman olmadı de ben bu vaiz kürsüsüne çıkacağım bir Cuma günü. böyle dolu olduğu halde, ey ahali ben eşeğim ben bir şey bilmiyorum cahilmişim ben diye bağıracağım. Yapmazsam getir Kur’an’a el basarım üzerine dedim. Hadi dediğimi tut. Git dedim. Buradan Viyana’ya gittiler işte dediğim gibi yaptı işte. çiçek besledi, hayvanlara baktı, yoksullara el uzattı. halkı sevdi, ibadetini yaptı, burada müslüman olmayan kadm ben gittiğim vakit aradım onları orada sarıldı boynuma dedi ki bizim hanım İslam ile müşerref oldu dedi sen haklıymışsın dedi bana. Sonra bizim arkadaş öldü. Karısı burası hristiyan diyarı diye bizim arkadaşı tabuta koydurttu ve Mısır’a gönderdi İslam diyarına gömülsün diye.

Avrupalıların ekserisi iki yoldan İslam’a girerler birisi İbn-i Arabi’nin kapısıdır, birisi Cenab-ı Mevlana’nın kapısıdır. Bu iki kapı açıktır onlar için o kapıdan içeriye girebilirler.

Diğer kapılar kapalı çünkü neden muhabbetten ziyade takvayı yanlış tatbik ediyorlar halk üzerine ve ibadetin hepsini birden yüklemeye çalışıyorlar.

Halbuki Allah’u Teala Kura’an-ı Kerim-i 23 senade ayet ayet, lüzum oldukça inzal etmiş.

Peygamber de bunu tebliğ etmiştir, Hatta arabi gelmişte Kur’an-ı Kerim’de, Sure-i Hucurat’ta “Kalet ul arabü…” arabi gelmiş “Biz iman ettik” demiş Malum u aliniz arabi yani köylü araplar, Allah da dedi ki; “Söyle onlara onlar iman etmediler İslam oldular yalnız…” Çünkü onun için muhabbet laznn evvel emirde; muhabbetle, meveddetle, ve anlatarak ve İslam’ı sevdirerek Ancak cenab-ı Mevlana hitab edebiliyor böyle bir de İbn Arabi Hazretleri hitab edebiliyor böyle. Diğer veliler de var ama onlar az… O meşrebe bağlı, bazıları böyle zahid meşrepte oluyor o meşreplen girebiliyor onlar pek azdır. Diğerleri iki kapıdan içeri girerler. Hatta Hazerti Resul’e iman etmeyen ingiliz gördüm Hz Mevlana dediğimde ayağa kalkıyordu, Hz Ali diyorsun ayağa kalkıyor… Pekiyi diyorsun Hz. Peygamber’in ümmeti Hz. Mevlana yani Hz. Resul-u Ekrem’in ordusunda bir rütbeli subay, bir general… Niye Cenab-ı Peygamber’e iştirak etmiyorsun? Ama Efendimiz’i öcü gibi göstermişler… Kesici.biçici,v urucu kinci. .ağır bir şeriat… bir yahudi dönmesi geldi buraya:”Efendim İslam şeriatı çok ağır”dedi bana”Hemen ben kafamı topladım, dedim seniıılen bir şey konuşacağım, bana doğru cevap vereceksin… siz deve eti yer misiniz? Dedim, yemeyiz dedi, biz yeriz dedim. siz domuz eti yer misiniz? Yemeyiz, biz de yemeyiz. Hiç hahamın kestiğinden gayrisini yer misiniz? dedim, hayır yemeyiz, bizim herhangi adamımız keserse yeriz hatta ehli Kitap’tan olan İslam şeriatı üzerine keserse biz onu da yeriz. Sonra hayvanın gövdeden aşağısını yer misiniz yemeyiz çünkü bu haramdır, onlar göre, pekiyi malınızın kaçta kaçını zekat veriyorsunuz? Tevrat’ın ahkamına göre? Dörtte birini vereceksiniz yoksa hepsini vereceksiniz, Peki hangisi ağır dedim islam’da kırkta bir, Adam durdu sustu. Ağır tabii; Tevrat’ın ahkamı. Tövbe ederse kendini katledecek, iniihar edecek. Efendim affedersiniz üzerine necaset düşse yıkamaklan olmaz kesmesi lazım… ağırdır… Buraya bir adam geldi, şimali amerikalı, kutuplarda çalışıyor bir adam işte geldi burda müslüman oldu bir adam benim yanımda ben müslüman ettim dedim efendim ben orada namazımı nasıl kılacağım? Teyemmüm var… Bizimkine geliyor yok soyunacaksın ila abdest alacaksın… Yanu nasıl soyunsun adam…Hatta bazı zevat “Ağızında altın diş var senin” Eee…”Altına su gitmiyor. Cenabet kaldın, söktür dişini” E bu tarzda olmaz kardeşim ecnebinin kafası bunu kaldırmaz. Belki dinin geniş anlamıyla da bu değil. Tabii…Çünkü Resul-u Ekrem diyor ki “Yessiru ve la tuassiru Meşşiru ve la tuneffiru” Siz kolaylaştınnız, Din-i İslam-ı zorlaştırmayınız, Meşaret verin, yani halkı nefret ettirmeyin diyor.îslamın farzı nedir? İslam’ın menasibi beştir, Savmı Selat Haccı Zekat ve Şehadet. Bir adam fukara olursa ne olur üçe iner sıhhatsiz olursa? İkiye iner. Biri Tevhid bir de namaz. O da imayla kılınır. Abdesitin farzı dörttür, kollar olmazsa farz üçe iner. Kolu yok çünkü neyi yıkasın. İslam bu kadar geniştir ama hemen hepsini birden yükleyerek korkutuyoruz.

Cenab-ı Mevlana, Bab-ı Mevlana… Okuyunuz… Mevlana’nın eserlerini gözden geçirmek lazım. İşte”Fih-i Ma fih” olsun, Mesnevi Şerif olsun gözden geçirmek lazım.’

Efendim şunu yapmak istiyorum… 13. asırde Yunan felsefecileriyle, hatta Bizans felsefecileriyle bizim Müslüman felsefecilerini karşılaştırmak istiyorum. Mesela Farabi ilimden de bahsediyor; Tabiat ilminden bahsediyorum, matematikten bahsediyor, müzikten bahsediyor aynen Helen felsefecileri gibi ama onun dışmda böyle felsefecilere rastlayamıyonız. Mesela bir Mevlana feylesof olarak kabul edilmemelidir? Efendim feylesof olarak kabul etmeli ama mücerred feylesof değil. Mevlana şair mi? Şair amâ mücerred şair değil. Bizimki öyle almıyor şimdi. Vilayet makamını atıyor şair ve feylesof diyor. İki kanadım yani Amaların Mesnevi deki fil tarifi gibi. Koydular amaları bir çadırın içerisine, bir fil varmış içeride amalar baktılar çıktılar. Çağırıyor birini. “Fil neye benzer?”(Hz.Mevlana’mn bir darb-ı meseli) duvara benzer ama anlamışlar ki kârnım tuttu. Diğer amaya sormuşlar fil neye benzer? Sütuna benzer O da bacağını tutmuş…biri kamçıya benzer diyor oda kuyruğunu tutmuş. Cenab-ı Mevlana’yı tümüyle almak lazım.Yani yalnız şairdi feylesoftu diye değil. konuşma yapıldı, Şeb-i Aruz münasebetiyle Konya’ya gidiyorum, bir tarafını alıyorlar, bir tarafım söylemiyorlar Hz. Mevlana’nın. Hz Mevlana’nın. Ne şekilde almamız lazım.? Hepsini… tamamen… Dini durum, vilayet durumu, tarikat durumu, şairliği… Vilayet deyince anlayamıyorum. Veli deyince anlayamıyorum.Veli demek dost demektir işte Hak Dostları. İslam’da nasıl böyle veliler, Evliya dediğimiz türkçesi (veli’nin cem’i Evliya gelir) halbuki o veli. Ermiş. Ermiş’in manası yani Hakk’la Hakk olmuş.Yani Fenafillah mertebesine çıkmış vücudu Anka olmuş orada ismi var cismi yok Fenafillah makamına erişen kişi Hakk’la Baki olurlar. E Kur’an da da ayetler var bunun hakkında yani inda felsefeyle değil ayetle hadisle. Cenab-ı Peygamber diyor ki; bazı kullar vardır ki onlar nevatıl ile öyle tekarrub ederler ki onun gördüğün göz Allah’ın gözü, onun söylediği söz Allah’ın sözü, onun yürüdüğü ayak Allah’ın Ayağı. onun tutuğu el Allah’ın Eli olur diyor. Tasavvufa doğru bir teşvik mi var burda? Tabii efendim gayet tabii. Vahdet meselesi var.

Efendim şimdi bana Mevlana’yı hep şair olarak tanıttılar diyor meğer o bir evliya imiş diyor.

Gayet tabii. Şimdi tarikatler Türkiye’de mülga ya orayı kesiyor kuşa çeviriyor Cenab-ı Mevlana’yı.Tarikat mülga olabilir ama neyse hakkım ver sen onun. Hakkını vermiyor orayı kesiyor olmaz o öyle .Bektaşi’nin dediği gibi olur Niye namaz kılmiyorsun?”Allah Kur’an da namaz kılmayın diyor.”E altını oku! “Hayır hafız-ı Kur’an değilim” diyor o kavilden. Pekiyi mesela Farabi gibi düşünürler bana dinden hem Allah’tan hem insanın düşünüş tarzından hem de müspet ilim dediğimiz şeylerden bahseder… Hepsi öyledir bizim islam feylesoflarının. Hayatlarını okursanız göreceksiniz. Ama mesela birisim ilmi zahiri dışarıdan kerameti batındadır. Yani maneviyatın. Kiminin maneviyatı zahirdir, ilimi batındır. Mesela bir İmam-ı Azam, bir Veliyullah’tır. Ama Şer’i Şeriften müctehid olmak münasebetiyle ilmi zahir olmuş onun vilayeti batmdadır. Abdulkadir Geylani Hazretleri! Hem alimdir, hem feylesoftur, hem sofidir ama aynı zamanda Keramatı ve kudsiyeti zahirde ilmi batındadır.Bunun gibidir yoksa hepsi bir.Çünlü Hak iki olmaz Hak ve hakikat birdir. E zahir kısımdaki zevat-ı ali kadir musikiye müsaade etmiyor. E hangi musikiye müsaade etmiyor? Bunlann da cevaplan var hepsinin baştan aşağı vermişler cevaplarını .Nakıstır cevap vermez. Karşılamışlar Cenab-ı Peygamberi deflerle karşılamışlar Cenab-ı Peygamberi, Tala el Bedru Aleyna diye kasideler okumuşlar ,peygamber de men etmemiş bunu, Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Gene bir bayram günü evinde uzanmış yatıyorlarmış, kızlar muganniler gelmiş,çalıyorlarmış peygamberin odasında, Hazreti Ebu Bekir gelmiş içeri girmiş” Ne yapıyorsunuz böyle Huzur-u Peygamberi’ de böyle çalgı mı çalıyorsunuz deyince Efendimiz doğrulmuşlar,”Ya Eba Bekir her kavmin bir bayramı vardır, bugün de bizim bayramımız bırak çalsınlar eğlensinler diyor. “Musiki mubah. Hepsi bunlar da indi olarak afedersin işkembe-i kübradan cevap verilmemiş. Şimdi bizde Kitap ve Sünnete uymazsa söz matrudtur. Bizde iki büyük şey var Allah’ın kitabı Kur’an-ı Mübin bir de Resul Ekrem’in Sünnet-i Seniyye’si var Bunlara uymazsa matrud olur öyle bir şey. Diyor ki “Cümle Mahlukat-ı İlahiyye Allah’ı tesbih eder” diyor. Sure-i Esra; Hiçbirşey yok ki Allah’ı tesbih etmeyen fakat siz onları anlayamazsınız diyor.

Tesbih ayrı ayrıdır. Öyle olunca bir çalgı çaldığın vakitte de demek ki o da Allah’ı tesbih ediyordur. Şimdi musiki olsun Aşk olsun bunlar tecelli ettiği yerin durumuna göre değişir. Mesela Aşk daha kemale gelmemiş bir kişinin kalbinden zahir olursa o şehvetle tecelli eder. Kemale ermiş kimsenin kalbine Aşk tecelli ederse o kemalle tecelli eder şimdi rengi başka oldu. Aynen çalgı da böyle. Nede insanın vücudu bir kap gibidir. Şekli ne ise içine dahil olan şey o şekli almak zorunda kalır. Gözüne yeşil gözlük takan cihanı yeşil görür, ama pislik bir gözlük takarsa dünyayı berbat görür. Zaten Tarikat-ı Aliyye’nin, Hz. Mevlana’nın bütün işlediği söz bu insana insanlığını bildirmek. İnsanın hamil olduğu sırra insanın vakıf olmasını temin etmek. Herkes insan. Ama diyor ki sende bir hazine var diyor. Dağ görüyorsun diyor. Gene Mesnevisin’den söylüyorum Hz. Mevlana’nın Kudise sırrihu Dağ görüyorsun üstü ağaçlık, kayalık onu altında büyük madenler var diyor ondan haberin yok senin diyor. İnsan da bunun gibidir zahirde böyle görüyorsun ama onun hamil olduğu bir nur var diyor, bir emanet var bir esrar var diyor. Bunun faşedilmesi lazım, bu da bir ehli ile meydana getirilebiliniyor. Hakkı bilen. zaten insan Hakk’kı bilemez. Allah, Allah ile bilinir. Kime Cenab-ı Hak tecelli ettiyse onu bilen kimseye adam yoldaş olursa talebe olursa o yolla Cenab-ı Hakk’ın vahdaniyetini, o maruf-u ilahi’yi o tadar, o bilebilir. Ondan gayrisi hayvan gelir hayvan gider. Bunları da tarif ediyorlar. Yunus Emre bakmış mesnevi-i Şerife, öyle derler, Hz Mevlana diyorki Yunus Emre için:”Ben Türkmenoğlu’nu hangi sahaya baktımsa önümde gördüm” diyor.

Yunus Emre bakmış Mesnevi’ye Niye Molla işi uzattı” demiş, ete kana büründüm, insan diye göründüm ” demiş. “Yunus diye göründüm demiş. Mesnevi’yi kompirme olarak veriyor. Hazreti İmam-ı Gazali’nin 4 cilt kitabı var 10 cilt şerhleri var ihya’yı ulumiddin’e bakıyor kardeşi Ahmed Gazali bakıyor “Niye kardeşim bu işi o kadar uzatmış” diyor “Hak’kı bilmek Hak’kı tanımak Hak’kı sevmek mahlukat-ı ilahiyye’yi merhamet, efendim din budur.” diyor.Bitti. O kadar.