Aşk-ı İlâhî eLLeştirisi
Fizikötesi 11 Nisan, 2008
Bir dostumuzun haftalık gönderdiği tasavvufi postalardan birine takılı kaldım. Elbette şahsına yönelik bir eleştirim yok. Ama yaygın sufi görüşlere yönelik bir itirazım da yok değil.
“Her kim Hak için aşk ile yaşar
Aşkı arar, aşkla yanar
İşbu vücud şehrinin kapısını aralar”
Şiire benzeyen bu dizelerini iktibas etmiş dostumuz Elif Şafak adlı kadından.
Ben olsaydım Fuzûlî’den aşk dinlerdim. Ama bunlarda benim itirazıma yönelik keşfi fazlasıyla vermekteler.
Mecnun’un aşkı leyladan özgedir. Leyla özge bir candır. Aşk-ı İlâhî sistematik olarak beşeri aşkdan ilahi aşka doğru bir çizgide ilerler. Bununla beraber nefs-i mardiyye ile nihayet bulur seyahat.
Tasavvuf, üzerine ne kadar çok kelam edilir ise o kadar nazar kaybedebilen, laçkalaşan bir görüştür. Yüzyıllardır her gelen ehil (!) üzerine bir şeyler koymuş, ya da koymaya çalışmış. Ama bunun kaçı itibar görmüş bunlar otradadır. Sufi semboller ya da tecrübeler bir başkası tarafından aktarılması mümkün olmayan fenomenlerdir. Aktarmaya teşebbüsü ihanet olarak görsem de bunu uygun perdelemeler ile yapmayı meşru da görebilirim. Yumuşak bir çapkınlıkla yapılan aktarımlar hem varlığın varlığının var kalma mücadelesini besler hem de az da olsa bir anlayana yeni görüşler açar. Bunlardan biri de şüphesiz kardeşimin dediği “bu cumhuriyetin has evladı” Mevlana Celaleddin-i Rûmî’dir. Rûmî’nin anlaşılamaması bir yana ortamalı olup ona buna peşkeş çekilmesi bizde hüzne yol açsa da sabrımız terkimizdedir. Rûmî’nin doğru okunması mevzunu ve istismarını Saraçzâde Hüseyin Salim Bey‘den dinlemenizi salık veririm.
Dinsel inançların kategorize edilmesi elbette ondan beslenen sufizmi de etkiliyor. Ne yazık ki tasavvuf sözlüğü diye bir şey var, ne yazık ki bir terminolojisi var. Benim itirazım ise beşer-ilah ayrımı.
Bir insan nasıl olur da Allah aşkından dem vurup da kardeşini, karısını, çocuklarını hor görür, mantığımın hiçbir yönü idrak edemiyor. İlâhî Aşk savm-u salat-ı hac ile erişebilecek kadar kolay mı? Daha bir kıza aşık olmamış, onun için şiir yazmamış, geceleri efkarlanmamış sofuların salya saçarak Allah aşkını anlatması kadar tahamül edilemez ne var ki?
Aşkı terminolojiye sığdıran, kendisini de bir kelime ile hapseder. Nihayet bize “insan” deniyor, diğerine de insan deniyor… “so what?”
Önemli olan bizim cinsimiz ve etiketimiz değil, bu etiketi gerektirecek ne olduğumuzdur. Yani bizi insan yapan nedir, diğerini ağaç yapan ötekini kuş yapan nedir? Varlık olmak neyi sağlar, ve neyle varlık oluruz? Bunları bir ömür düşünebilirsiniz. Aklınız yoksa zaten aklı olduğunu iddia eden bir diğerinin peşinden takılır gidersiniz, onun başına gelen sizin de başınıza gelir. Bu dünyada kendi tini ile yalnız kalmayan, umduğu bir başka alemde yalnız bırakılır.
Aşk, aşk, aşk der durur sufi şairler ve gerek alimler. Birinden de dünyevi aşkı kastettiğini ne gördüm ne işittim. Neden ilahi aşka erişenler hemen beşeri olanı küçümsemeye başlar? Daha ziyade neden böyle bir ayrımı yapma gereksinimi duyar?
İlah ne göktedir ne yerde, biz O’ndan; O bizden gayri değildir. Bunu bildikleri halde, neden kadınların -kedinin pisliğinin üstünü örtmesi gibi- üzerilerine sosyolojik perdeler yıkılıyor? Aşk-ı ilahi şöyle dursun dünyanın dengesi onların varlığına vacip olduğu neden görmezden gelinir? nedenler sayısız çokluğa ulaşır, cevap: büyük es.
Woody Allen bir filminde “tanrı kadın değildir, ama kadınlar tandıdır” der. Her ne kadar Woody bunu kendi şehvetinin ideali olarak söylemiş olsa da, sufiler de buna benzer tanımları aynen böyle demek isteyip çeşitli kılıflarla söylemesi benzeşmektedir. Evet sadece kadınlar değil erkekler de birer tanrıdır. Haşa deyip de hala Hallac, Rûmî okuyanları da biliyoruz. Eh bunlara da sözü var Hz. Bektâşî’nin “yok diyecek de dili varmıyor”
Eşini hor görüp, ona hürmette kusur edip de Allah’tan medet umanın aklına şaşarım. Sanıyorlar mı ki Tanrı gökten inip, ey kulum sana himmet ettim, bağışladım diyeceğini? Akla zarar çelişkiler yumağı zihnime batıyor. Eşini kardeşini hayy olarak göremeyip, dağa taşa sığdırmaya çalıştırdıkları bir ilahları var. Tek tek monoteist, topluca politesit bir milletiz elhamdulillah.
Allah sadece senin değil, sevgilinin de şah damarından yakın ey adam. Önce onun rızasını kazan, görünmeyeninkini kazanması kolay. İki rekat namaz, iki sadaka, bonuslar cepte.
Yerse
Zafer IŞIK

Aşk-ı İlâhî eLLeştirisi by www.israk.net is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-No Derivative Works 3.0 Unported License.
11 Nisan, 2008 - 13:45
Oldukça cesur bir yazı olmuş. Ama ne hoştur ki ‘doğru’. Kutsal kitaptaki ‘insanları sevin’ çağrısı yaradandan ötürü derken, yaratılandan ötürüyü kendiniz kurgulayın deme gereği duymamış. Ama aslolan şu dur ki, o kurguyu pek çoğu da kuramamıştır.
11 Nisan, 2008 - 18:57
Evet ben de hemfikirim. Benim yaradandan ötürü (o dediği için) sevilmeye değil; ben, ben olduğum için sevilmeye ihtiyacım var. Sevgi dikte veya tavsiye üzerinde tarlada biten bir şey değildir.